Gönderen: Reyhan Yonat | Çarşamba, Kasım 21, 2007

Gül Yüzlü Sevgili

Gül yüzlü sevgili

Zümrüt yeşili

Deniz gözlü sevgili

İçindeki anaforlarda

Hislerimi arındırıyorum.

Garip bir hülyada

Aradığı yolu bulmuş

Tutkun mecnun gibi

Sana koşuyorum.

Gül yüzlü sevgili

Sözlerinde mest oluyorum.

Aştığım her engeli

Gözlerine yoruyorum.

Seninle vuku bulan

Izdırabları saymıyorum.

Yüreğinin kasırgası

Yok etti tüm yenilgileri.

Gül yüzlü sevgili

Çekilen her çileyi

Biriktirip ruhum

Sonunda senden ayırt etti.

Çekti çıkardı yürek

İyiyi, kötüyü.

Gururu, sevdayı.

Reyhan Yonat

Gönderen: Reyhan Yonat | Cuma, Kasım 16, 2007

Sen Her şeysen


Her şeyimsen
Sen her şeysen
Sen yoksan
Ben hiçbir şeyim.
Güleç yüzünde
Menevişli bir bahar
Dünyanın renk renk çiçekleri
Umuttan haber veriyor.
Mutlu kalbinde
Şen gözlerinde
Işıklar dolaşıyor.
Onarıldı tüm
Viraneler yıkıntılar
İnci beyazı kalbinle.
Bembeyaz bir sayfa işte
Hiçbir şeyi atlamadan
Hiçbir mutluluğu azaltmadan.
Bakıyoruz el ele
Ömrün kalan diğer tarafına.
Sen her şeysen
Benim her şeyimsen
Sen yoksan
Ben hiçbir şeyim.


Reyhan Yonat

Gönderen: Reyhan Yonat | Pazartesi, Ekim 29, 2007

Sana Geldim


Sana geldim, hücrelerimde saklı düş kırıntıları
Kaybetmeyi bilmem, acısa da canım
Belirsizliği tanımam, aşkı tanırım
Viranelik olsa da her depremden sonra
Onarması zor değil, kararsa da hayatım.
Korkmayı da bilmem, sonuçlarına hazırım.
Sana geldim, bilmelisin maktuldür yüreğim
Sorsan şimdi, esiridir gözlerinin
Suçlamam asla ardımdaki zamanı
Yaralı olmak, güçlendirir aşkları.
Çığ gibi büyür sevginin kökleri
Kedere ümit aşılandığında
Kim bilir belki boy verir
Bir huzme ışık ile başlayıp
Ömrü gün ortasının ayanlığına çevirir.
Sana geldim, hasis değil cömert yüreğim
Yüzüne baktıkça
Tutsak gözlerim
Bir kez seversem
Anla ki
Sonsuza dek bu ruhu
Ruhunla beslerim.

Sana geldim, bana seni anlat
Bana seni işle.
Aşkı hiçliğe kurban etmeden
Sana beni anlat
Aşkı kadere işle.
Sana geldim, gitmiyorum
Sebebim ol, her şeyim ol.

Reyhan Yonat

Gönderen: Reyhan Yonat | Perşembe, Ekim 25, 2007

Seninle Biz

Sen bana keder değilsin, olamazsın

Seninle biz

Karanlığı boyadık el ele

Gökkuşağının çılgın renklerine

Sen bana uzak değilsin, olamazsın

Seninle biz


Birlikte toparlandık


Kırdık zincirleri, aştık labirentleri

Kırılmış, paramparça yüreğimizi

Birlikte onardık.

Sen bana hüzün değilsin, olamazsın

Sen benim canımdan da öte

Sezdiğim en güzel hislerimsin.

Yaşadığım en güzel sevgimsin.

Seninle biz

Birlikte geldik bu günlere

Sözcüklerde ve yüreklerde

Birlikte büyüttük sevgimizi.

Sen bana ve ömrüme

Verilmiş en güzel armağansın.

Canımdan da öte

En değerli varlığımsın.

Sen bana uzak değilsin, olamazsın

Damarımdaki kanım kadar yakınsın.

Reyhan Yonat

Gönderen: Reyhan Yonat | Çarşamba, Ekim 17, 2007

Yüzeysellikten Derinliğe Bir Adım -1-

imagesa.jpg  images.jpg imagesq.jpg

İnsan ruhu sonsuzluğu yaşamak için programlanmıştır. Her ne kadar gözle görünür olmasa da aslında gözümüzün önündeki her örnekte mesela günlük rutin yaşayışımızdan bile anlayabiliriz bunu. Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşarız her ânımızı. Sanki ömür hiç bitmeyecekmiş gibi tüm intizamımızı bu duruma göre ayarlarız.
İnsan ruhu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Bizde kayıtlı olan bu arzu aslında Yüce Yaratıcının fıtratımıza katmış olduğu ve mutlaka farkına varmamız gereken bir şifredir: Ebediyet hissi. Bu hissi keşfetmek şöyle dursun, her an yaşıyoruz fakat yanlış taraflara aksettirdiğimizden dolayı çoğunlukla boş ve değersiz istekler, arzular denizinde tüketip gidiyoruz. Sonsuzluk arzumuz bizi gerçek ebediyete yani ölümün ötesindeki sonsuz hayata yönlendireceğine, bu geçici dünyadaki özellikle maddesel sahiplenmelere tutsak etmiştir benliğimizi. Doyumsuz kişiliklerimiz ve boş ruhumuzla hayatın en başından ölümün vuku bulduğu âna kadar bata çıka ilerliyoruz sonsuzluğu derinden içimizde hissetsek bile.
İnsan ruhu ebedi hayatı yaşamak için programlandıysa, ölümün niçin bir son olarak algılandığı daha da karmaşık bir soru. Ölüm bir sınavın bitişi ve ebedi hayatın başlangıcı olarak görülmezse, çelişkili hayat yolculuğundan nasıl bir verim alınabilir ki? Maddesel değerlere düşkünlük ve bağlılık bir insanı nereye kadar vardırabilir ya da bunun bir son noktası var mıdır? Sahip olunanlar bir gün insanın elinden yok olup gidecekse ya da geçici olarak (ölüme kadar) kişinin olacaksa bunun bir anlamı olamaz. Ebedi hayatını düşünmeden yaşayan birinin durumu şu örneğe benzer: Bir kişi tüm vaktini, emeğini kendisine bir krallık kurmak için harcıyor. Duygusal ve düşünsel hiçbir fikri yaşamına katmadan sadece bu maddesel ideali için çalışıp çabalıyor. Ömrünün sonuna doğru o emeline ulaşıyor. Ölüm zamanı yaklaştığında, emeline sahip olmak şöyle dursun, onu ancak kiralayabildiğini ve ona asla sahip olamadığını anlıyor. Çünkü çok kısa bir süre sonra tüm ömrünü harcadığı bu emelinden vazgeçmek zorunda kalacaktır. Tüm gücünü ve ömrünü verdiği bu sonucun bir anda değersizleştiğini, o ana kadar yaptıklarının bir hiçe dönüştüğünü geç de olsa kabullenmek zorunda kalıyor. Elinde işe yarar bir şey kalmadığını gördüğünde ise hayatın sadece bu doğrultudaki ideallerden ibaret olmadığının farkına varıyor. Bu örnek sadece maddesel arzular için değil aynı zamanda duygusal ya da farklı çoğul ideolojik yaklaşımlar için de geçerlidir.
İnsanoğlu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Fakat hep ön plana geçen günü ve en yakın yarını daha güzel yaşama endişesi yüzünden ebediyetin arzuları ihmal edilmektedir. Bu ihmalin etkisizleştirilmesi çok ta zor olmamakla beraber, taklitçiliği ve özentiyi bir yana bırakıp, geçici arzuları bertaraf ederek sonsuzluğa aç olan ruhu biraz olsun rahatlatabilmek bir çıkış yolu olabilir. Çünkü insan, etrafındakileri değil kendi ruhunu huzur ve vicdan ile ilişkilendirebildiği zaman, çevresine kendisinin her açıdan mükemmel olduğunu ifade edebilme zorunluluğunu bir kenara attığı ya da bunu kanıtlama çabasından vazgeçtiği zaman, ebediyete dair planlarını şeffaf olarak rahatlıkla yapabilir, uygulamaya başlayabilir.
Günlük hayatımızı nasıl programlayıp, emekliliğe kadar bu intizamı gösterebiliyorsak, fani geleceğimizi bir nevi güvence altına almak için çabalıyorsak, aynı şekilde sonsuzluğu nasıl yaşayabileceğimizi de bir ideal olarak görüp, planlayabiliriz. Ölümün bir bitiş olarak görülmesi, gelecek hayallerini bıçak gibi kesen bir kanıdır. İlk önce o noktadaki yanılsamaları giderip, kendimize ona göre bir plan hazırlamalıyız.

Gönderen: Reyhan Yonat | Pazartesi, Ekim 15, 2007

Yüzeysellikten Derinliğe Bir Adım -2-

İnsanoğlu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Yoksa şu anda sonu gelmez sınırsız arzularımıza sahip olabilir miydik? Olamazdık. O sınırsızlıklar, şu kısacık ömre nasıl sığabilir ki? İstekler ve dilekler asla tükenmez. Sayılar nasıl sonsuzluğa programlanmışsa, insan ruhu ve bedenindeki bütün hücreleri, hücreleri oluşturan şifreleriyle birlikte sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Derinden sonsuzluğu yaşama arzusunu hisseden herkes bu duyguyu aslında çok iyi tanır. Dünya hayatının bitişi olan ölümü düşündüğünde sonsuzluğa olan arzusu bir parça perdelenmiş gibi görünür; fakat hala içinde engelleyemediği, uykularında bile sonsuzluğu dilediği bir arzuyla yaşar her daim. Yüce Yaratıcımızın bize verdiği fakat insan aklının algılayamayacağı kadar derin olan ebediyet duygusunu her gün yaşamaktayız aslında ayet misali. Nasıl? Sonsuz arzularımız, tükenmeyen isteklerimiz, ulaşmaya çalıştığımız ideallerimiz, ulaştığımızda, bizi tatmin etmediğini anladığımızda yenilerine ulaşmak için sıraya koyduğumuz, sayısı katlanarak artmış olan diğer ideallerimiz… Bunun bir sınırı yoktur. Kesinlikle bir yerde son bulmaz.
Hayat doyumunu tamamlayamamış bir insandan bahsedecek olursak; şifrelenmiş bedenin sınav bitimi yaklaştığında, ruh ulaşamadığı ya da en yüksek seviyeyi yakalayamamış olmanın huzursuzluğundan yorgun düştüğünde aslında bir yerlerde hata yapmış olduğunu anlar. Artık heves ve idealler için yapılacak çok fazla bir şey ve uğraşıp vakit harcayacak kadar zamanı da kalmamıştır. Üstelik kişinin ebediyette huzurlu olacağına dair bir kanıt yoktur. En azından bunu sağlayabilmek için ömrü içerisinde yaşam programı dâhilinde kalbini ve ruhunu teselli edecek vicdani bir çalışma yapmaya, emek harcamaya vakti olmamıştır. O vakti hep en son plana ittiğinden, ebediyet kaygısına sıra gelmemiştir. Kendi çıkarlarının sadece günlük mutluluklarla paralel olmasından dolayı hali hazırda bir “ebedi yaşam” programı belirleyememiştir. Kişinin özellikle ruhu ve iç dünyası bu günlük kaygılardan çok yara almakla beraber, onu tatmin edici bir hayata da ulaşamadığı duygusu kendisini hissettirmektedir. Neden? Çünkü yaptığı her şey sadece ortalama altmış yıllık bir ömür içindi. Uygulamaya koyduğu hayat planı ancak o kadarlık bir yaşayışa cevap veriyordu. Hâlbuki ebediyeti de programı dâhiline alsaydı onun için her şey çok daha karlı ve mantıklı olacaktı.
Yukarıda çizilen bu basit portrede bir pişmanlık sonucu çıkartılırsa da her şey için çok geç değil sonucuna da ulaşabiliriz. Çünkü yaşam daha sonlanmadı. Ömür saati hala ilerlemekte. En azından bir plan her şeyi değiştirebilir. Sonsuz arzular maddesellikten uzaklaşıp, ebediyete doğru ilerleyebilir. Bu da kişiye çok farklı bir görüş açısı sağlayabilir ve İnsan ruhu için çok daha yararlı aynı zamanda hikmetli bir başlangıç olabilir.
İnsan ruhu “sonsuzluğu yaşamaya” programlanmıştır. Biz ne yapsak da ne hissetsek de o sonsuzluğu bir an için bile olsa içimizden atamayız. Bu istek bizim ruhumuza katılmıştır. Fıtratımız ebediyete alıştırılıp, oluşturulmuştur.
Ruhların dünyadan önce yaratıldığı gerçeğini anımsarsak; ebedi hayat, insanın doğumuyla devam eder. Dünyadaki sınavı kazanabilmek adına yapacağımız, belirleyeceğimiz programın tek kitabı da Kuran-ı Kerim’dir. İçerisinde hayat sınavının mükemmel bir başarıya nasıl dönüşeceğinin ipuçları, bazen de cevapları; ayrıca ebedi hayatımızda bizi bekleyen güzelliklerin tarifi Yüce Allah tarafından kesin ve net olarak bildirilmiştir. İnşallah bu sınavı kazanıp, ebediyete mutlu olarak devam edenlerden, başaranlardan oluruz.

Reyhan Yonat

Gönderen: Reyhan Yonat | Pazar, Ekim 7, 2007

Ekinler…

         

Acıtmaz mı hiç
canını

Yakmaz mı hissettiğinde?

Vakti gelmemiş, doğmamış güne

Çok uzak oluğunu düşündüğünde

Yanı başında çilen, dolmadığını bile bile

Erişmek bir sonraki mevsime.

Ya içinde nüksederse hicran?

Tekrar parçalanırsa gökyüzün?

Daha dün karanlığı unutmuşken

Bugün acılara olma misafir.

Düş gerçeklerinin peşine.

Kanma sakın aşkın zehrine.

Sevdalar şimdi sana güzel görünür.

Yakın ve umutlu görünür.

Bir duyguyu içine sindirirken,

Sakın onu sevgiyle yargılama.

Çünkü pas tutmuş yüreklerden

Ya da sönmüş volkanlardan

Çıkmaz hazineler, boşuna arama.

Sen kendini kandırırken,

Bırak uçsun içinden

Düşleri zincirlenmiş güvercinler.

Sonu yok ki esaretin.

Bilinmez ki özündeki hislerin.

Bir de yorgunsa yüreğin,

Bırak zorlama, biliyorsun

Zaten ölüyor her defasında

Tutunduğun tüm ümit ekinleri…

Bırak yetişsin onlar artık

Tamamen kendiliğinden.

Gönderen: Reyhan Yonat | Çarşamba, Ekim 3, 2007

Nice Düşler İçinde…

 

Çıkmıyorsun aklımdan

Yaşıyorum hayalinle.

Seviyorum nice düşler içinde

Seviyorum kalbini işte.

Seni anlattım meleklere yine.

Sana dair müjdeler var
yüreğimde.

Yaşadığım bir dört duvar değil
artık

Seninle her adım,

Okyanuslara açılan bir
pencere…

Uçurum kenarlarında değilim
artık

Üzerinde yürüdüğüm yol,

Çiçeklerle donatılmış

Sonsuz bir bahçe…

Sana akan bir nehirim aslında.

Yüreğine tutunmuş çakıl taşları
gibi

Sana bağımlı yaşayan

Bir mecnunum aslında…

Hazinemsin dedim ben sana

Mücevherlerden de değerli

Yıldızlar gibi parlayan

Bir kalbi taşıdığından.

Seviyorum nice düşler içinde

Seviyorum kalbini işte.

 

Reyhan Yonat

Gönderen: Reyhan Yonat | Cumartesi, Eylül 29, 2007

Sevgi

phlox.jpg 

Yaratılmışların güzelliği

Tüketirken gözlerimin takatini

Takılıp kalmışken doğanın ayrıntılarına

Şükürsüzlüğün sancısıyla

Acırken kalbim;

Anladım ki

Gözyaşları sel de olsa

O korkaklıktan, o karanlıktan sıyrılıp

Açmak gerek elleri semaya…

Vicdanın kilitlerini kırıp,

Gönül aynasından gerçek kimliğini

Uzak sandığın yakınlığa

Işıl ışıl yansıtmak gerek…

İlahi hikmetlerin keskinliği

Yeşertirken kurumuş ümitlerimi,

O aşkın huzur veren bambaşkalığında

Yağıyor ruhuma

İlkbaharın beyaz çiçekleri

Ve melisanın eşsiz kokusu misali

Muhtaç olduğum güzellikler.

Günlerin ağırlığını üzerimden alıp

Korkularımı bir zırhla kuşatıp

Yaşatıyor beni

Vuslatın dayanılmaz özlemiyle

Sadece

İlahi aşkın varlığı…

Reyhan Yonat

Gönderen: Reyhan Yonat | Çarşamba, Eylül 26, 2007

Yaklaşma

ag1.jpg 

Yaklaşma

Dumanlı gözlerimden korkarsın.

Dur, alma aklımı başımdan

Sonra bir azaba sürüklenirsem

Sen de çekersin çektiğim acıları.

Sevme.

Sevginin bin mislini

Yoğurur büyütürüm kalbimde.

Milyonlarca, milyarlarca

Yıldıza anlatırım derdimi sonra

Seni bulamayınca yanımda.

Yaklaşma

Hakir görüldü bu kalp

Yaralandı, ağlatıldı bu deli gözler.

Sonuçlarım hep cezalarım oldu.

Yaklaşma.

Kendime kıyarım

Sana kıyamam sonra.

Üzülen ben olurum nasılsa.

Çoğalacak korkulara gebedir aşk mutlaka.

Sen de zalimlerden olma.

Yaklaşma.

Sevgimi üstün tutarsam her şeyden

Yine vazgeçmiş olurum kendi ömrümden.

Kaybetmiş olurum yeniden.

Şikayet değil benimki.

Sen öyle kaçırma gözlerini.

İnan bir kurşunluk değil bu aşk.

Canın yandığında

Aynı acıyı duyuyorsam

Yokluğunu düşününce

Hüzün bulutlarına takılıp,

Ağlayabiliyorsam

Aşkın tükenmezliğine yol alıyorsam

Gözlerinden sonsuzluğa varabiliyorsam

Sen de kıyma bana.

Yaklaşma.

Yazık olur bana…

Reyhan Yonat

Kategoriler